Bugun...
Montaigne’in "ikizi"


Çetin Altan Şeytanın gör dediği
demo
 
 

Bazen tuhaf ve eğlenceli düşünceler geçiyor aklımdan.
Diyelim ki 16’ncı yüzyılda birbirinin eşi iki Montaigne yaşıyor dünyada...
Biri Fransa’da, biri de Türkiye’de.
***
Fransa’daki büyükbabasının babası tarafından satın alınmış bir şatoda doğan bir soylu...
Türkiye’deki taşra eyaletlerinden birindeki bir konakta doğmuş bir kadı torunu.
***
Fransa’dakinin annesi vaktiyle İspanyol Engizisyonu’ndan kaçmış, Musevi kökenli bir ailenin soylu kızı...
Türkiye’dekinin annesi tutsak pazarından satın alınmış, Venedikli bir cariyenin hafız kızı.
***
Fransa’dakinin ilk öğretmeni, Latince öğreten ve kendisiyle Latince konuşan bir Alman...
Türkiye’dekinin ilk öğretmeni, ona Arapçayla Farsça öğreten İsfahanlı bir hoca.
***
Fransa’daki altı yaşında Bordeaux’daki Guyenne Koleji’ne veriliyor.
Türkiye’deki mahalledeki Kuran kursuna.
***
Fransa’daki on üç yaşındayken hukuk eğitimine başlıyor...
Türkiye’deki de medresede fıkıh öğrenmeye.
***
Fransa’daki yirmi bir yaşında belediye örgütünde danışman oluyor...
Türkiye’deki bir külliyede denetim yardımcısı.
***
Her ikisinin de giyimleri, konuşma biçimleri, dostluk ilişkileri kendi ortamlarına göre...
***
Fransa’daki dinselliği mantık üstüne oturtmaya çalışan “Dinselliğe doğal bir bakış”ı Latinceden Fransızcaya çeviriyor.
Türkiye’deki Fars ve Arap mutasavvıflardan bazı derlemeler yapıyor.
***
Fransa’daki çeşitli ülkelere uzun geziler yapıyor; eski Yunan edebiyatıyla ilgili araştırmalar yayımlıyor.
Türkiye’deki de Mekke’ye, Medine’ye ve Mısır’a gidiyor. Fars ozanlarının divanlarını okuyor ama matbaa olmadığı için kopya ettiği bir el yazmasından başka yayın yapamıyor.
***
Fransa’dakinin inandığı düşünce nedir?
İnsanlığa mal olmuş bilgilerin, kişilere, akıllı ve dengeli bir yaşam biçimi bulmakta yardımcı olması gerektiği düşüncesi... En çok aklının takıldığı soru “Ne biliyorum” sorusu... Bıkmadan, usanmadan inceleyip duruyor kendisini... Kendisi üstündeki bu incelemelerin başkalarına da yardımcı olacağına inanıyor... Kimseyi kendisi gibi olmaya zorladığı da yok, “Hele şöyle sorumluluklarınızın bilincine biraz varın bakalım” demeye getiriyor. Çizdiği ideal tip; iradesi güçlü, uygar, dürüst, artniyetsiz, kafası aydınlık bir tip.
Bağnazlıktan şiddetle nefret eden biri Fransa’daki Montaigne.
***
Türkiye’dekine gelince... Kendisi üstünde herhangi bir incelemesi yok onun... Gerçi o da kaba ve yüzeysel yobazlığa karşı ama “şiddet” hakkında ayrıntılı bir görüşü de yok. Üçüncü Murat’ın tahta çıkar çıkmaz boğdurduğu altı öz kardeşi hakkında da pek bir şey düşünmüyor.
Dünyanın bir sınav dünyası olduğuna ve asıl yaşamın öldükten sonra başlayacağına inanıyor daha çok.
***
Şayet Türkiye’deki de Fransa’daki ikizinin yazdıklarını yazsaydı burada, sonu ne olurdu?
Cevabı biliyoruz.
Bağımsız düşünceli olmaya çalışanların sonu ne olduysa o olurdu.
***
Bugüne kadar olan gerçeği değiştiremezsiniz.
Ama bundan sonra bu gerçeği değiştirmek için ne yapıyorsunuz?
Galiba asıl soru bu.



Bu yazı 1292 defa okunmuştur.

YORUMLAR
2 Yorum

Tumeva Bilişim
17-12-2014 06:27:00
deneme yorumudur
Varlık çıkmaz
17-12-2014 06:24:00
Deneme yorumudur

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Millitvekili anketi yapılsın mı?


YUKARI